7 Şubat 2012 Salı

Cehennem hikayeleri no:1- Bitmeyenler..

Sardıkları sigara, üçüncü kez kendi dudaklarında buluştuğunda, evdeki koca kaslı beyaz köpeğin, üçgen göz kenarlarının ortasındaki koyu siyahlar noktaların kendisini bir başka türlü izlediğini keşfetmişti! ya da...

... taksiye Bahariye den bindik..
Ben şu sıralar daha fantazi peşindeyim, dedi arkak koltuk sol taraf, taksiye binmede öncelik sahibi... Nankörrr dedi alaycı, hayinnn diye ekledi gülerek sağ taraftaki. Taksicinin ruh hali, gece üç buçuğun ruh hali nasılsa öyleydi. Yorgun pis üşümüş sevişmek ister... sigara?

Yani, dedi sol, aslında birlikte takıldığım fakbadiler var.. o konuda kafamda herhangi bir sorun yok fakat! işte hayatın farklı zevklerinin peşindeyim,.. hani bilmiyorum anı sahibi olmak belkide, dedi. Fakbadi muhabbetini kıskanmış gerisini dibin dövdürmeğe bağlamış olaraktan gülümseyerek konuştu diğeri.. Fakat şu anda hatırlamıyorum... söylediklerini.

Eski yeni, bir alt kattaki minaresi devrik kubbe den bahseder, tırmandılar o evlerden birine hani o bitmez kısalıkta ve enteresandır ki her türlü eşya taşınabilsin diye geniş yapılan düşünceli merdivenlerinden.. Geçen gün Caddebostan dönüşü şeker bahanesi ya da ses oluyor, gürültü oluyor, köpekler havlıyor bahanesi yanaşmış mihrab, olmadı beni de çağırın! gülelim eğlenelim.. Her yol paris. Her yer paris.
İnce kağıda sarılan sigaranın sonradan takılan hassas altlığıyla birlikte, adet olaraktan evde iki adam bir bukelemun( başka birşey de olabilir) bir büyük bir de küçük köpek bir şahin hayaleti ve birde hiç göremediğim bir ev arkadaşıyla birlikteydik... Kocaman terasin köşe bucağında koşan köpecikler! İçeride ise sigara bana ilk kez döndüğünde bahsettiğimiz şey yalnızlıklarımızın tamamlanmasına ilişkin planlar, entellektüel eylemler, parlak fikirler, görülen beğenilen kadınlar hakkında bilgi edinme projeleri, aramalar sormalar ve çeşitli hınzırlıklardı... Eylenmeye yönelik ki burada eğlenmekten bahsetmiyorum en azından kelime olarak, biz en azından şu an birbirimizi eyliyorduk.. İkide gömmeler, şen şakraklar hahalar huhular türlü türlü maskara olaylar ve anılar havalarda uçuştu ve puşt bir arkadaşımınız kuyuya inilmesi kısa ipinden bahsettik, gülüştük. Gülümsedik. Köpekler her yerdeydi... Sert seviyordu bu köpeklerden büyüğü, sert davranılmasını istiyordu.. İlla bir yaratık üstüne iktidar sahibi olma, olabilme sertliktenmi geçmeliydi? Bizde ki otorite ihtiyacı sadece insana özgü değilmiydi? İlla korkutmak ve üstün olduğunu bir şekilde belli etmek mi? Bilemiyorum... Sadece o an orada o köpeklerle tek başıma olmadığım için mutluydum zira o köpecik! arkadaşımdan alamayacağını biliyordu alacağını. Fakat benden, bir şekilde alacağını da biliyordu!.. Üçüncü dönüşünden sonra sigara ölmüş olacaktı. Köpeciğin gözlerinin gönyeye benzediğini yukarda belirtip şimdi farketmiştim. Bana bakıyordu. Biz gülüyor üflüyor karı kız muhabbeti yapıyorduk... ve köpecik bana bakıyordu! ... ..

Gitmek istedim, dedim, Hacum ben gidiyorum, aaa lar ooo lar kalktım, saolsun hacum çok iyidir...
Botlarımı giydim, bağcıklarımı bağladım dedim kapat kapıyı ben inerim kaçmasın köpecikler, Haydin dedik, görüşürüz. Ben uğrarım sana, dedim, gel biramı iç.. Elimi trabzana koydum! Önümde apartmanın o koca camekanı ki basamakları aydınlatan ay ışığı, attım ilk adımımı... Bir indim iki indim üç indim.. o yıkık mimanreli gözlüklü olduğu rivayet edilen kadının dairesinin aslında tahmin ettiğim daha doğrusu sandığım dairesinin önünden geçtim, hayaller geçti kafamdan kelimeler değil, asla! sadece görüntüler. İndim ellerim trabzanda, ne çok silmiştik, yaz günü oynamaya kaçacakken babamın yakalamasıyla tekrar tekrar sildiğim şu trabzanları. Hatta isminin trabzan olduğunu öğrendiğimde ne şaşırmıştım.. Ellerim soğuk tahta üzerinde aşağı doğru inen merdivenlerdeydim. İniyordum ve bitmiyordu merdivenin basamakları, soğuktu trabzan tahtası! tahta soğuk olmaz.. İndim indim yanyana daire kapılarının yanlarından geçiyordum, önlerinde ve arkalarından da! hatta altlarından ve üstlerinden bazılarının içlerinden dahi!.. Elim buz gibi trabzan tahtasında, aşağı doğru bu hiç bitmeyecekmiş gibi merdivenler de basamak basamak hızla iniyordum, sola dönüyordum ve yanyana iki kapı daha önlerinde değişik torbalar saksılar bir kaç ayakkabılar, falanlar filanlar...çöpler kirliler içeri alınmayacaklar eski hesaplaşmalar kanlar balğamlar, sümükler, izler anahtar izleri, duvar tozları.. isimler... okunamayacak. Bir merdiven iniyordum sola dönüp ay ışığının altından tekrar sola dönüp tekrar iniyordum ve ah gene o kapılar! O kapılar hiç bitmiyordu! önlerinde belki çocuk ayakkabıları! önlerinde dikkat köpek var yazıları ve önlerinde hiç olmayan kapılar! ne numara ne zil ne düğme! Gece tüm seslerini bu cehennem merdivenlerine yolluyordu uzun kavak ağaçlarından iniltiler, rüzgarda çarpışan başı boş ne idüğü belirsiz sesler!.... ..... tembeller, hırsızlar, uykusuz kediler..

.. Ellerim buz gibi trabzanın tahtasında sola doğru dönmeğe devam ediyorum, donuk bakışlarımın içerisindeki, o kaskatı korku, bir türlü gitmek bilmiyordu.... çatlayan ellerim kayarak ininiyor ben basamaklar da tükeniyordum..